Wonach möchtest du suchen?



Filter by Kategorien
Symbolische Darstellung eines syrischen Militärflugplatzes im Machtkampf zwischen Israel und der Türkei
ANALYSE

Suriye, İsrail ile Türkiye arasındaki güç mücadelesinin sahnesine dönüşüyor

Israel und die Türkei verfolgen im neuen Syrien unterschiedliche Sicherheitsinteressen. Der Angriff auf Abu al-Duhur zeigt, wie schnell daraus ein regionaler Machtkonflikt werden kann.

🕒 Lesezeit: ca. 15 Minuten

İsrail ve Türkiye, Suriye’de giderek daha fazla karşıt güvenlik çıkarları izliyor. İsrail’in Suriye’deki Abu el-Duhur askeri havaalanına düzenlediği saldırı, askeri altyapıya yönelik bir başka saldırıdan ibaret değildi. Bu saldırı, çıkarların artık ne kadar temelden ayrıştığını görünür kıldı. İki devlet de birbirleriyle doğrudan savaş istemiyor. Ancak her ikisi de Suriye’de kırmızı çizgiler çekiyor. Yeni bölgesel güç çatışması da tam burada başlıyor.

Beşşar Esad’ın 8 Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana Suriye, İsrail’in yıllar boyunca düzenli olarak saldırdığı, İran’ın egemen olduğu bir yığınak alanı olmaktan çıktı. Eski güç dengeleri çöktü. Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Suriye devletini yeniden bir araya getirmeye, silahlı kuvvetlerini yeniden kurmaya ve ülkeyi uluslararası alanda tecritten çıkarmaya çalışıyor.

İsrail’in tehdit algısında el-Şara’nın geçmişi de yer alıyor. El-Şara, Hay’at Tahrir eş-Şam’ın, HTŞ, lideri olarak iktidara geldi. Örgüt, siyasi olarak yeniden konumlanmadan ve bu bağları koparmadan önce Suriye’deki El Kaide çevresinden doğmuştu. El-Şara bugün gözle görülür biçimde daha pragmatik bir devlet politikası izliyor. Kudüs’ün bu değişimi gözlemlemesi, ancak bunu peşinen kabul etmemesi, bu arka plan göz önüne alındığında şaşırtıcı değil.

Türkiye, yeni yönetimin en önemli destekçilerinden biri haline geldi. Reuters, Ankara’yı Şam’ın merkezi ortaklarından biri olarak tanımlıyor. Ankara, devlet kurumlarının kurulmasına yardımcı oluyor, Suriyeli askerleri eğitiyor ve Şam’la askeri işbirliği yapıyor. İsrail, Türkiye’nin giderek büyüyen bu rolüne özellikle büyük bir güvensizlikle yaklaşıyor.

İsrail ve Türkiye Suriye’de: Abu el-Duhur bir mesajdı

18 Ağustos 2026’da İsrail, Suriye’nin kuzeybatısındaki Abu el-Duhur askeri havaalanına saldırdı. Suriye kaynaklarına göre sekiz hava saldırısında pist ve depo alanları da dahil olmak üzere çeşitli noktalar vuruldu. Ölü bildirilmedi. Havaalanı, Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre uzaklıkta bulunuyor ve yıllardır düzenli bir askeri havaalanı olarak kullanılmıyordu.

Bu coğrafya önem taşıyor. Abu el-Duhur, İsrail sınırının hemen önünde yer almıyor ve Hayfa ya da Tel Aviv’e karşı aniden ortaya çıkmış bir fırlatma mevzisi değildi. İsrail açısından önemi, daha ziyade bölgenin gelecekte olası kullanımı, muhtemel radar ve hava savunma altyapısı, askeri eğitim ve özellikle de Türk silahlı kuvvetlerinin orada kalıcı olarak konuşlanıp konuşlanamayacağı sorusunda yatıyordu.

İsrail, saldırının ardından Şam’ın kısa süre içinde Türk birliklerine bölgeyi kullanma imkânı tanımaya hazırlandığını açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu, İsrail’in bakış açısından güvenlik çıkarlarını tehlikeye atabilecek bir Türk askeri varlığının Suriye’de yerleşmesini kabul etmeyeceğini açıkça belirtti.

Daha sonra Jerusalem Post İsrail kaynaklarına dayanarak, İsrail istihbaratının Türk personelin görev yapacağı planlı bir Türk radar ve hava savunma varlığı öngördüğünü bildirdi. İsrail yayın kuruluşu Kan da Washington’a bu yönde bilgiler iletildiğini aktardı.

Bu bilgiler, İsrail’in duruma ilişkin değerlendirmesini yansıtıyor. Böyle yakın zamanda gerçekleşmesi beklenen bir konuşlanma, kamuoyuna açık bilgiler temelinde henüz bağımsız olarak doğrulanmış değil.

Şam, İsrail’in açıklamasını yalanladı. Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Abu el-Duhur’da kalıcı bir Türk üssü veya sürekli Türk birlikleri konuşlandırılması yönünde herhangi bir plan bulunmadığını söyledi. Bununla birlikte, devam eden askeri işbirliği kapsamında Türk askeri personelinin bölgeyi ziyaret ettiğini doğruladı.

İki Suriyeli hükümet yetkilisi de Associated Press’e saldırıdan kısa süre önce bir Türk ziyaretinin gerçekleştiğini doğruladı ve ziyaretin onarım çalışmalarıyla ilgili olduğunu açıkladı.

Ankara ise olayı farklı aktardı. Türkiye Savunma Bakanlığı 20 Ağustos’ta, İsrail saldırısı öncesinde veya sırasında Abu el-Duhur’da hiçbir Türk askeri heyetinin bulunmadığını açıkça açıkladı.


ℹ️ Kesin olarak bilinenler

Türkiye, Şam’la yakın askeri işbirliği yürütüyor. Suriyeli makamlar Abu el-Duhur’a Türk ziyaretlerini doğrularken, Türkiye Savunma Bakanlığı saldırıdan önce bir askeri heyetin ziyaret gerçekleştirdiğini yalanladı. Türk birliklerinin, radarların veya hava savunma sistemlerinin kısa süre içinde oraya konuşlandırılmasının planlandığı yönündeki İsrail açıklaması ise kamuoyu önünde bağımsız olarak doğrulanmış değil.

Bu nedenle Abu el-Duhur, her şeyden önce bir mesaj noktasıdır. İsrail, havaalanı doğrudan İsrail’i tehdit ettiği için değil, başlangıçta sınırlı olan Türk varlığının geri çevrilmesi daha zor bir askeri gerçekliğe dönüşmesini önlemek istediği için müdahale etti.

Israel und Türkei in Syrien: symbolische Darstellung eines Militärflugplatzes mit Startbahn, beschädigten Hangars und militärischer Infrastruktur
Sembolik görsel | Bir Suriye askeri havaalanı, askeri nüfuz ve güvenlik çıkarları konusundaki anlaşmazlığın simgesi olarak duruyor.

Passende X-Beiträge

Aus dem SCHLAGSEITE X-Archiv

Uyarılar saldırıdan önce de yapılıyordu

İsrail’in Türk rolü üzerine ancak saldırıdan sonra düşünmeye başlamadığını, birkaç gün önce gerçekleşen alışılmadık derecede üst düzey bir temas gösteriyor. Reuters araştırmasına göre Mossad Başkanı Roman Gofman, 14 Ağustos’ta Suriye Dışişleri Bakanı eş-Şeybani ile telefonla görüştü.

Habere göre görüşmenin merkezinde Türk askeri varlığı, silah sevkiyatları ve Suriye silahlı kuvvetleri için insansız hava araçları bulunuyordu. Dört gün sonra Abu el-Duhur bombalandı.

Bu gelişme, İsrail’in Türkiye’nin Suriye’nin yeni ordusuna verdiği desteği uzun süredir stratejik bir mesele olarak ele aldığını ve tek bir havaalanı radar ekranında belirdiğinde tepki vermediğini gösteriyor.

Çatışma Abu el-Duhur’da başlamadı

Aynı temel gerilim daha 2025 ilkbaharında da görülüyordu. Reuters o dönemde Türk askeri ekiplerinin T4 ve Palmira hava üsleri ile Hama havaalanı da dahil olmak üzere çeşitli noktaları incelediğini bildirmişti.

Bunun arka planında Ankara ile Suriye’nin yeni yönetimi arasında daha yakın savunma işbirliği görüşmeleri bulunuyordu. Gündemde eğitim, askeri destek ve Türk ordusunun Suriye tesislerini olası kullanımı da dahil olmak üzere çeşitli konular vardı.

İsrail daha sonra bu askeri bölgelerin birkaçına saldırdı.

Bu nedenle Abu el-Duhur, tek bir havaalanı etrafında birdenbire ortaya çıkan bir anlaşmazlık değil. Esad rejiminin sona ermesinden kısa süre sonra başlayan stratejik hesaplaşmanın devamıdır.

İsrail yalnızca niyetleri değil, kapasitelere de bakıyor

İsrail’in tepkisi, yalnızca Türkiye’nin bugün İsrail’e saldırmayı planlayıp planlamadığını sorarak anlaşılması güç bir hale gelir. Buna ilişkin güvenilir bir kanıt bulunmuyor.

İsrail açısından daha önemli soru şu: Suriye’de hangi askeri kapasitelere sahip yapılar ortaya çıkabilir, bunları kim kontrol eder ve bu yapılar İsrail’in şimdiye kadarki hareket özgürlüğünü kısıtlayabilir mi?

Yıllar boyunca bu güvenlik mantığı esas olarak İran ve Hizbullah’a karşı yöneldi. Tahran da Suriye’deki askeri altyapısını bir günde kurmadı. Nüfuz; danışmanlar, silah sevkiyatları, milisler, üsler ve lojistik ağlar aracılığıyla kademeli olarak oluştu.

Esad’ın devrilmesinin ardından durum değişti. İran’ın nüfuzu büyük ölçüde geri püskürtüldü. Aynı zamanda Suriye’nin yeni yönetimi, devlet silahlı kuvvetlerini ve askeri altyapıyı yeniden kurmaya çalışıyor.

Böylece İsrail için yeni bir stratejik hesap ortaya çıkıyor. Askeri açıdan güçlü bir NATO devleti tarafından desteklenen ve eğitilen bir Suriye ordusu, Esad’ın devrilmesinin hemen ardından büyük ölçüde dağılmış olan silahlı kuvvetlerden uzun vadede farklı imkânlara sahip olur.

Ankara, Tahran’ın yerini tutmuyor. Türkiye NATO üyesi ve İran’la karşılaştırılabilecek ideolojik ya da askeri bir İsrail karşıtı proje oluşturmuş değil. Buna rağmen modern hava savunma sistemleri, radarlar, insansız hava araçları, silahlar ve kalıcı olarak kullanılabilecek askeri altyapı, Suriye hava sahasındaki koşulları değiştirebilir.

Tam da bu nedenle Kudüs yalnızca açıklanan niyetleri değil, ortaya çıkabilecek kapasitelere de bakıyor.

Symbolische Infografik zu israelischen und türkischen Sicherheitsinteressen im syrischen Luftraum
Sembolik görsel | Grafik, Suriye hava sahasındaki İsrail ve Türkiye güvenlik çıkarlarını karşılaştırıyor.

Ankara için yol Şam’dan geçiyor

Türkiye Suriye’ye tamamen farklı bir perspektiften bakıyor.

Ankara, mümkün olduğunca işlevsel bir Suriye merkezi devleti istiyor. Bu, Türkiye’nin de çıkarına. Daha istikrarlı bir Suriye’nin Türkiye’nin güney sınırını güvence altına alması, yeni mülteci hareketlerini sınırlaması, ekonomik ilişkilerin kurulmasını sağlaması ve iç savaş sırasında farklı silahlı grupların kontrolüne geçen bölgelerde devlet denetimini yeniden tesis etmesi bekleniyor.

Bu nedenle Türkiye, Şam’ın devlet otoritesini ve silahlı kuvvetlerini yeniden kurmasından büyük çıkar sağlıyor. Ankara, el-Şara’nın en önemli müttefikleri arasında yer alıyor. Türkiye, Suriyeli askerleri eğitiyor ve askeri, kurumsal ve diplomatik destek sağlıyor.

Ankara açısından istikrar anlamına gelen şey, Kudüs tarafından yeni askeri kapasitelere sahip yapıların ortaya çıkması olarak yorumlanabilir.

Kürt meselesi Türkiye için tali bir konu değil

Türkiye’nin Suriye politikasının belirleyici bir bölümü, Kürt meselesi olmadan neredeyse anlaşılamaz. Ankara, Kürtlerin öncülük ettiği Suriye Demokratik Güçleri’ni, SDF, YPG ile yakın bağları nedeniyle PKK ile ilişkilendirdiği bir güvenlik sorununun parçası olarak görüyor. PKK, Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılıyor.

Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki askeri operasyonları, SDF üzerindeki baskı ve Şam’da güçlü bir merkezi devletin desteklenmesi bu nedenle aynı stratejik hedefi izliyor: Türkiye’nin güney sınırında Ankara’nın PKK’ya yakın gördüğü, kalıcı ve bağımsız bir askeri yapının varlığına izin verilmemesi.

25 Ağustos 2026’da SDF Komutanı Mazlum Abdi, SDF’nin bağımsız bir güç olarak feshedildiğini ve Suriye ordusuna entegre edildiğini açıkladı. Ertesi gün hem AKP Sözcüsü Ömer Çelik hem de Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran bu adımı Suriye’nin birliğini ve devlet otoritesini güçlendiren bir gelişme olarak memnuniyetle karşıladı. Reuters, Çelik’in açıklamasını bildirdi; Duran açıklamasını Cumhurbaşkanlığı üzerinden yaptı.

İsrailli diplomatlar bu konuda farklı vurgular yaptı. 7 Ocak 2025’te İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın dönemin genel müdürü Eden Bar Tal, Kuzey Suriye’deki Kürtleri korumak amacıyla Türkiye üzerinde uluslararası baskı kurulmasını istedi. The Times of Israel bunu o dönemde haberleştirdi. Bundan İsrail ile Kürtler arasında Ankara’ya karşı bir ittifak sonucu çıkmaz; ancak bu, iki ülkenin Suriye’ye farklı baktığı bir başka noktadır.

Erdoğan’ın söylemi İsrail’in durum değerlendirmesinin bir parçası

İsrail’in artan Türk askerî ağırlığına yönelik kuşkusu siyasi bir boşlukta ortaya çıkmıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail ve Hamas konusundaki tutumunu yıllar boyunca çok açık biçimde ifade etti. 7 Ekim 2023’teki katliamın hemen ardından Hamas’ın kendisi için bir terör örgütü değil, kurtuluş ya da direniş hareketi olduğunu açıkladı. Bu tutumunu daha sonra defalarca teyit etti.

Aynı zamanda Ankara, İsrail’i defalarca terörizm ve soykırım suçlamalarıyla hedef aldı ve siyasi ilişkileri ciddi biçimde gerdi. Bu durum, Türkiye’nin İsrail’e askerî olarak saldırma niyetinde olduğunu kanıtlamıyor. Ancak Kudüs’ün Suriye’de artan Türk askerî varlığını siyasi açıdan tarafsız bir NATO ortağı söz konusuymuş gibi değerlendirmemesinin nedenini açıklıyor.

Abu al-Duhur saldırısının ardından Erdoğan yeniden sertleşti. 26 Ağustos’ta aktarılan açıklamalarında, özü itibarıyla Türkiye’nin Suriye’yi ve bölgedeki diğer ortaklarını yüzüstü bırakmayacağını ve dış politikasının sınırlarının kendisine dışarıdan dayatılmasına izin vermeyeceğini söyledi.

Böylece her iki tarafın mesajları ürkütücü biçimde örtüşüyor: İsrail kırmızı çizgiler çekiyor, Ankara ise İsrail’in belirlediği hiçbir kırmızı çizgiyi kabul etmiyor.

Bu gelişmenin daha geniş stratejik arka planını SCHLAGSEITE yazısı “Türk güç siyaseti: Erdoğan İsrail’e nasıl meydan okuyor” daha ayrıntılı biçimde ele alıyor.

Güvenliğe dair iki anlayış karşı karşıya geliyor

Temel çatışma tek bir soruya indirgenebilir: Suriye’de kim, hangi askerî fiilî durumları yaratabilir?

Ankara, Suriye silahlı kuvvetlerinin yeniden inşasını ve Şam’la iş birliğini yeni bir devlet düzeninin parçası olarak görüyor. Kudüs ise bunun, hareket özgürlüğünü veya kuzey sınırının güvenliğini etkileyebilecek kapasitelere dönüşebileceği yerde sınırlar koyuyor.

Dolayısıyla iki taraf, Suriye’nin soyut anlamda devlet olma hakkından çok, askerî erişim alanı konusunda anlaşmazlık yaşıyor. Tam da bu gri alan, yanlış anlamaları tehlikeli kılıyor.

En tehlikeli an bir yanlış anlama olurdu

Abu al-Duhur saldırısı, tam da bu senaryonun ne kadar hızlı gerçeğe dönüşebileceğini gösterdi.

Tom Barrack bu noktada sıradan bir arabulucu değil. Kendisi Türkiye’deki ABD büyükelçisi ve aynı zamanda ABD hükümetinin Suriye özel temsilcisi. Böylece Washington, fiilen bir NATO müttefiki ile Orta Doğu’daki en yakın güvenlik ortaklarından biri olan İsrail’in arasında kalıyor.

Barrack saldırının ardından, Türk tarafının İsrail operasyonu hakkında önceden bilgilendirilmediğini açıkladı. Türk makamları İsrail uçaklarını kendi toprakları yönünde gözlemlemiş ve bu nedenle kendilerinin de hedef alınabileceğini düşünmüş olabilir.

Barrack’ın anlatımına göre Türkiye’nin kendi savaş uçaklarını alarma geçirmesi yönünde gerçek bir risk vardı. Dolayısıyla İsrail-Türkiye çatışması için öncelikle büyük bir siyasi savaş planı gerekmiyordu. Hatalı bir durum değerlendirmesi yeterli olabilirdi.

Bu nedenle Washington, İsrail, Türkiye ve Suriye arasında sözde bir çatışmasızlık mekanizması üzerinde çalışıyor. Bununla, hassas askerî gelişmelerin hiçbir devletin bir yanlış anlama temelinde tepki vermeyeceği şekilde koordine edilmesini sağlayacak sabit bir iletişim kanalı kastediliyor.

Bu kulağa son derece bürokratik geliyor. Öyle de. Ancak uluslararası güvenlik, zaman zaman gerçekten de yüksek silah kapasitesine sahip birden fazla devletin yanlışlıkla birbirine ateş etmeye başlamamasını sağlamaktan ibaret.

Böyle bir mekanizmanın artık gerekli olması, karşılıklı kırmızı çizgilerin ne kadar gerçek hâle geldiğini gösteriyor.

Symbolische Darstellung eines diplomatischen Spannungsfelds zwischen Israel, Türkei, Syrien und den USA
Sembolik görsel | Motif, Suriye’de caydırıcılık, diyalog ve kriz iletişimi arasındaki hassas dengeyi gösteriyor.

Ürdün görüşmesi zaten gerçekleşti

Suriye Dışişleri Bakanı Asaad al-Shaibani ile Mossad Başkanı Roman Gofman, 23 Ağustos’ta Ürdün’de ABD’nin arabuluculuğuyla düzenlenen üst düzey görüşmelerde bir araya geldi. Suriye kaynaklarına göre Suriye genel istihbarat ve askerî istihbarat teşkilatlarının başkanları da görüşmelere katıldı.

Suriye haber ajansı SANA’nın aktardığına göre görüşmelerde gerilimi düşürmeye yönelik pratik mekanizmalar, güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yeniden başlatılması ve özellikle İsrail-Türkiye gerilimlerinin Suriye topraklarında tırmandırılmaması ele alındı. Reuters görüşmeyi haberleştirdi.

İsrailli kaynaklar görüşmeleri daha sonra olumlu ya da yapıcı olarak nitelendirdi. Bu, ortada tamamlanmış bir anlaşma olduğu anlamına gelmiyor. Ancak süreç, tüm tarafların Abu al-Duhur rekabetinin daha tehlikeli bir tırmanışa ne kadar yaklaştığını anladığını gösteriyor.

Güneyde İsrail’in ikinci kırmızı çizgisi uzanıyor

İsrail-Suriye çatışmasını yalnızca Abu al-Duhur üzerinden açıklayanlar, bunun sadece kuzey yarısını görür.

Kudüs için Güney Suriye en az bunun kadar önemli.

Esad rejiminin çöküşünün ardından İsrail ordusu, Aralık 2024’te Birleşmiş Milletler tarafından denetlenen İsrail ile Suriye arasındaki tampon bölgeye girdi ve Hermon’un Suriye tarafı da dâhil olmak üzere ilave stratejik mevzileri işgal etti.

İsrail bu varlığını, eski rejimin çöküşünün ardından değişen güvenlik koşulları ve düşman ya da cihatçı güçlerin İsrail sınırına doğrudan ilerleyebileceği tehlikesiyle gerekçelendiriyor.

Başbakan Netanyahu, İsrail’in talebini Şubat 2025’te çok daha geniş biçimde ortaya koydu. Reuters’ın aktardığına göre talep etti: Kuneitra, Dera ve Süveyda’nın güney vilayetlerinin tamamen askerden arındırılmasını istedi ve ne HTŞ güçlerinin ne de yeni Suriye ordusunun Şam’ın güneyinde askerî tehdit oluşturabilecek bir yapı kurabilmesi gerektiğini açıkladı.

O tarihten bu yana İsrail güçleri Kuneitra ve Dera’nın bazı kesimlerinde düzenli olarak operasyon yürütüyor. 22 Ağustos’ta her iki taraf da Beit Jinn yakınlarında yeni bir İsrail operasyonu bildirildi: İsrail, hedefin İsrail güçleri için doğrudan bir tehlike oluşturduğunu açıkladı; Şam ise bir sivil araca yönelik, bir kişinin yaralandığı bir insansız hava aracı saldırısından söz etti. Reuters her iki anlatımı karşılaştırdı.

Savunma Bakanı Israel Katz, 25 Ağustos’ta bölgedeki İsrail birliklerini ziyareti sırasında, buradan cihatçı tehditler gelebileceği sürece İsrail’in Hermon’dan ve güvenlik bölgesinden çekilmeyeceğini teyit etti.

Böylece İsrail’in Suriye’de birbiriyle bağlantılı iki kırmızı çizgisi bulunuyor: Kuzeyde mesele, Türkiye’nin olası bir askerî yerleşik varlık oluşturması. Güneyde ise doğrudan stratejik derinlik, sınır güvenliği ve hangi Suriyeli ya da diğer silahlı güçlerin İsrail’e yaklaşmasına izin verilebileceği sorusu söz konusu.

Şam tam da bu noktalar hakkında müzakere etmek istiyor

Suriye yönetimi açısından durum neredeyse paradoksal.

Al-Sharaa’nın uluslararası tanınmaya, yatırımlara, askerî eğitime ve siyasi ortaklara ihtiyacı var. Aynı zamanda bir devletin, kendi topraklarında hangi askerî altyapıyı işletmesine izin verileceğini başka devletlerin belirlemesini kalıcı olarak kabul etmesi neredeyse mümkün değil.

Bu nedenle Suriye, Ankara’yla ilişkilerini geliştirmeye çalışırken aynı zamanda İsrail’le güvenlik alanında bir uzlaşıya varmayı hedefliyor.

Şam, Ürdün görüşmesinde temel talebini bir kez daha açıkça ortaya koydu: İsrail, 8 Aralık 2024’ten önce elinde tuttuğu mevzilere geri dönmeli ve 1974 Ayrıştırma Anlaşması yeniden tamamen uygulanmalı.

Buna karşılık Suriye tarafı, silahlı kuvvetlerini yeniden inşa etme ve uluslararası ortaklıklar konusunda kendisi karar verme hakkı üzerinde ısrar ediyor.

Böylece asıl anlaşmazlık açıkça masada duruyor. Şam egemenliğini geri istiyor. İsrail ise bu egemenlikten hassas bölgelerde askerî kapasite doğması hâlinde, egemenliğe güvenlik sınırları getirilmesini talep ediyor.

Türkiye ise İsrail’in kendisine Suriye’yle askerî iş birliğinin ne kadar ileri gidebileceğini dikte etmesini kabul etmek istemiyor.

Bu görüşmelerin neden zor olduğunu anlamak için şaşırtıcı derecede az hayal gücü yeterli.

İsrail askerî hareket serbestisini korumak istiyor

İsrail açısından özellikle önemli olmaya devam edecek bir nokta var: Gerektiğinde Suriye’deki somut askerî tehditlere bizzat saldırabilme kapasitesi.

Bu hareket serbestisi, uzun yıllar boyunca İran’ın silah sevkiyatlarına, Hizbullah yapılarına ve Suriye’deki askerî altyapıya karşı İsrail güvenlik politikasının temel unsurlarından biri oldu.

Esad rejiminin çöküşünün ardından İsrail, geride kalan stratejik Suriye silah stoklarının ve askerî altyapının büyük bölümüne saldırdı. İsrail’in açıkladığı gerekçe, modern silahların ve stratejik sistemlerin düşman güçlerin eline geçmemesi gerektiğiydi.

Yeniden güçlenen bir Suriye devleti bu başlangıç koşullarını kaçınılmaz olarak değiştirir. Modern askerî sistemlerin Türkiye’nin desteğiyle kurulması durumunda bu koşullar daha da değişirdi.

Bu nedenle Kudüs açısından mesele yalnızca bugün kimin kontrol sahibi olduğu değil, yarın hangi askerî imkânların mevcut olabileceği.

Suriye’nin bilinçli olarak zayıf tutulduğu suçlaması yetersiz kalıyor

Bazı analistler daha da ileri giderek İsrail’i temelde zayıf ya da parçalanmış bir Suriye’yle ilgilenmekle suçluyor. Deutsche Welle’nin kaynak yazısı da bu tartışmayı ele alıyor.

Ancak Suriye’nin kalıcı olarak parçalanmasının İsrail’in doğrulanmış bir stratejisi olduğu söylenemez. Kesin olarak görülen ise İsrail’in belirli askerî kapasitelere, düşman güçlere ve İsrail açısından tehlikeli sayılan Suriye’deki konuşlandırmalara engel olmak istediğidir.

Bu bir farktır.

İsrail’in somut Suriye politikasını eleştirmek mümkündür; ancak her İsrail güvenlik tedbirinden otomatik olarak Suriye devletini kalıcı biçimde parçalama planı sonucu çıkarılamaz. Böylesine karmaşık bir çatışmada en dramatik yorum, anlamaya otomatik olarak yardımcı olmaz.

Savaş düşmanı değiller, ancak güven neredeyse kalmadı

İsrail ve Türkiye klasik anlamda savaş düşmanı değil. Ankara NATO üyesi. Her iki devletin de Washington’la yakın ilişkileri bulunuyor ve ne Kudüs’ün ne de Ankara’nın şu anda doğrudan bir askerî savaşta görünür bir çıkarı var.

Durumu bu kadar tuhaf kılan da tam olarak bu.

Rekabet açık çatışma eşiğinin altında sürüyor. Her iki tarafın da iletişim kanalları var, her ikisi de riskleri biliyor ve her ikisi de tırmanış istemediğini açıklıyor. Aynı zamanda birbirlerinin güvenlik sorunu olarak gördüğü fiilî durumlar yaratıyorlar.

Böylece her iki taraf da kendi mantığı içinde rasyonel hareket ederken, birlikte tehlikeli bir durum üretebiliyor.

Asıl güç mücadelesi daha yeni başlıyor

18 Ağustos’taki saldırı bu nedenle Suriye’nin savaş sonrası tarihinin kenar notu değil.

Suriye, yıllar boyunca İsrail için öncelikle İran’ın yayılmasına, Hizbullah’a silah sevkiyatına ve Tahran’ın askerî yapılar kurmasına karşı mücadelenin sahnesiydi. Bu düzen artık aynı biçimde mevcut değil.

Yeni düzen, üç şeyin aynı anda başarıılıp başarılamayacağıyla ölçülecek: Şam devlet kontrolünü geri kazanacak, Ankara askerî rolünü İsrail’in kırmızı çizgisine dönüşmeyecek şekilde sınırlayacak ve İsrail, her türlü Suriye konsolidasyonunu engellemeden somut tehditleri bertaraf edebilecek.

Bunun için güvenilir kuralların oluşup oluşmayacağı belirsiz. Ürdün’deki görüşme diplomasinin mümkün olduğunu gösteriyor. Abu al-Duhur ise neden gerekli olduğunu gösteriyor.

Bu nedenle Abu al-Duhur bir son değildi. Muhtemelen yeni Suriye’de gelecekte nelerin tartışılacağına dair bir ön izlemeydi: Askerî kuralları kim belirliyor? İsrail için bu, diplomatik nezaket meselesi değil; kuzey sınırı açısından doğrudan sonuçları olan bir güvenlik sorunu.


Suriye artık yalnızca İran, Esad ve Hizbullah’la yaşanan eski çatışmaların sahnesi değil. Kuzeyde İsrail ve Türkiye’nin güvenlik çıkarları karşı karşıya geliyor; güneyde ise İsrail ve Şam sınır güvenliği, askerî mevcudiyet ve çekilme konularını müzakere ediyor. Doğrudan görüşmeler, kriz iletişimi ve Amerikan arabuluculuğu işlediği sürece bunun savaşa dönüşmesi gerekmiyor. Ancak kırmızı çizgiler artık uzun zamandır teorik değil.
ℹ️ Makalenin olgusal temeli ve birincil kaynakları 📑

▶️ Reuters, 20 Ağustos 2026:
İsrail ve Türkiye, hava üssü bombalamasının ardından Suriye konusunda uyarılarını artırıyor
Abu el-Duhur’a yönelik saldırıya, İsrail’in gerekçesine, Türkiye ve Suriye’nin yalanlamalarına ve Amerikan arabuluculuğuna ilişkin temel bilgiler.

▶️ Reuters, 19 Ağustos 2026:
Mossad başkanı ve Suriye dışişleri bakanı, saldırılar öncesinde Türk askerî konuşlandırmalarını görüştü
Mossad Başkanı Roman Gofman ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani arasındaki telefon görüşmesine ve İsrail’in Türk askerî mevcudiyeti, silahlar ve insansız hava araçları konusundaki endişelerine ilişkin haber.

▶️ Jerusalem Post, 22 Ağustos 2026:
İsrail, planlanan Türk askeri ve radar mevcudiyeti nedeniyle Suriye hava üssünü hedef aldı
Abu el-Duhur’da olası planlı radar, hava savunma ve askerî mevcudiyete ilişkin İsrail durum değerlendirmesi. Bilgiler İsrail kaynaklarına dayalı olarak işaretlenmiştir; bağımsız olarak doğrulanmış bir konuşlandırma olarak sunulmamaktadır.

▶️ Türkiye Savunma Bakanlığı / Anadolu, 20 Ağustos 2026:
İsrail saldırısından önce veya saldırı sırasında Suriye hava üssünde hiçbir Türk askerî heyeti bulunmadı
İsrail saldırısından önce veya saldırı sırasında bir askerî heyetin ziyaret gerçekleştirdiğine ilişkin resmî Türk yalanlaması.

▶️ Reuters, 4 Nisan 2025:
İsrail, Türkiye tarafından incelenen Suriye üslerini vurdu; bölgesel hesaplaşmaya işaret etti
Türkiye’nin T4, Palmira ve Hama’yı incelemesine ve 2025’te zaten görünür hâle gelen İsrail-Türkiye gerilimlerine ilişkin arka plan.

▶️ Reuters, 25 Ağustos 2026:
Suriye’nin Kürtlerin öncülüğündeki SDG’si Şam’la entegrasyon kapsamında feshediliyor
SDG’nin bağımsız bir silahlı güç olarak feshedilmesi ve Suriye ordusuna entegre edilmesi.

▶️ Reuters, 26 Ağustos 2026:
Türkiye, SDG’nin feshedilmesinin Suriye’nin birliğine yardımcı olacağını söylüyor
SDG’nin feshedilmesine ilişkin Türk değerlendirmesi ve Türkiye’nin PKK ve YPG karşısındaki güvenlik anlayışına ilişkin arka plan.

▶️ Türkiye Cumhurbaşkanlığı, 26 Ağustos 2026:
İletişim Başkanı Duran, SDG’nin feshedilmesi hakkında
Burhanettin Duran’ın SDG’nin feshedilmesine ve Suriye’de devlet otoritesinin güçlendirilmesine ilişkin resmî açıklaması.

▶️ Reuters / Times of Israel, 7 Ocak 2025:
İsrail, Kürtlere yönelik saldırıyı durdurması için Türkiye’ye uluslararası baskı yapılması çağrısında bulundu
İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın o dönemki genel direktörü Eden Bar Tal’ın Kuzey Suriye’de Kürtlerin korunmasına ilişkin açıklaması.

▶️ Reuters, 23 Ağustos 2026:
Suriye ve İsrail, gerilimi azaltmak için ABD arabuluculuğunda görüşmeler gerçekleştirdi
Ürdün’de Suriyeli ve İsrailli temsilciler arasında ABD arabuluculuğunda gerçekleştirilen görüşme. Görüşmede gerilimi düşürme, olası bir güvenlik anlaşması ve Suriye’deki İsrail-Türkiye gerilimleri ele alındı.

▶️ Reuters, 23 Şubat 2025:
Netanyahu, İsrail’in HTŞ güçlerinin Suriye’nin güneyinde bulunmasına izin vermeyeceğini söyledi
Netanyahu’nun Kuneytra, Dera ve Süveyda’da askerden arındırılmış bölge oluşturulması talebi ve Esad’ın devrilmesinin ardından İsrail’in mevcudiyetine ilişkin arka plan.

▶️ Reuters, 22 Ağustos 2026:
İsrail, Suriye’nin güneyini vurdu; Şam saldırıyı kınadı
İsrail’in Suriye’nin güneyindeki güncel operasyonu ve Aralık 2024’ten bu yana süregelen askerî mevcudiyete ilişkin arka plan.

▶️ Times of Israel, 25 Ağustos 2026:
Katz: İsrail, Suriye’deki tampon bölgeden çekilmeyecek
Savunma Bakanı Israel Katz’ın İsrail’in Hermon Dağı ve güvenlik bölgesindeki mevcudiyetine ilişkin güncel açıklaması.

▶️ Reuters, 13 Mayıs 2024:
Erdoğan Hamas’ı savunuyor
Erdoğan’ın Hamas’ı bir terör örgütü olarak değil, bir direniş hareketi olarak nitelendirmeyi sürdürdüğünü belgeliyor.

▶️ Deutsche Welle, 25 Ağustos 2026:
Suriye – İsrail ile Türkiye arasındaki çatışmanın sahnesi
İsrail ile Türkiye arasındaki rekabete ilişkin başlangıç yazısı. Bu yazıda bağımsız bir yapı, ek kaynaklar ve özgün bir güvenlik politikası değerlendirmesi kullanılmıştır.

🔎 Hata mı keşfettin, eleştirin veya eklemen mi var?

SCHLAGSEITE.eu, özenli araştırmayı ve şeffaf düzeltmeleri savunur. Maddi bir hata, belirsiz bir ifade veya çalışmayan bir bağlantı mı keşfettin? O hâlde bildirini bana gönder. Lütfen mümkünse doğrulanabilir bir kaynak belirt.

Kommentare
0 0 Bewertungen
Beitragsbewertung
Abonnieren
Benachrichtigen bei
0 Kommentare
Älteste
Neueste Meistbewertet
Symbolische Darstellung eines syrischen Militärflugplatzes im Machtkampf zwischen Israel und der Türkei

Suriye, İsrail ile Türkiye arasındaki güç mücadelesinin sahnesine dönüşüyor

0 0 Bewertungen
Beitragsbewertung
Abonnieren
Benachrichtigen bei
0 Kommentare
Älteste
Neueste Meistbewertet

Hinweis: SCHLAGSEITE.eu verbindet journalistische Analyse, Meinung und gelegentlich Satire. Die Inhalte bewegen sich im Rahmen der Meinungsfreiheit, Pressefreiheit und Kunstfreiheit nach Artikel 5 des Grundgesetzes.

Wer klare Worte, Ironie und unbequeme Einordnung nicht verträgt, könnte sich hier gelegentlich ärgern. Das ist nicht zwingend ein Fehler.

Rechtlicher Hinweis – oder wie Juristen sagen: Disclaimer

SCHLAGSEITE.eu ist nicht zum Kuscheln da.

Diese Seite verbindet journalistische Beiträge, kritische Analysen, Kommentare und gelegentlich Satire. Satire, Ironie und Zuspitzung dienen dazu, Absurditäten sichtbar zu machen, Doppelmoral aufzudecken und politische oder mediale Narrative kritisch zu hinterfragen.

Berichterstattung, Analyse, Meinung und Satire werden nach Möglichkeit klar voneinander getrennt. Meinungsbeiträge und satirische Texte sind keine neutralen Nachrichtenmeldungen. Tatsachenbehauptungen werden nach journalistischen Maßstäben geprüft, dennoch können Fehler nicht vollständig ausgeschlossen werden. Sachliche Hinweise und begründete Korrekturen sind ausdrücklich willkommen.

SCHLAGSEITE.eu ist parteiunabhängig, aber nicht meinungslos. Ich benenne, was ich für falsch, widersprüchlich oder heuchlerisch halte. Dabei gelten klare Grenzen: keine rechtswidrigen Beleidigungen, keine menschenverachtende Diskriminierung, keine Aufrufe zu Gewalt und kein bewusster Rechtsbruch.

Die Inhalte bewegen sich im Rahmen der Meinungsfreiheit, Pressefreiheit und Kunstfreiheit nach Artikel 5 des Grundgesetzes. Diese Freiheiten sind wesentlich für eine offene Gesellschaft, gelten jedoch nicht schrankenlos.

Satire darf übertreiben. Satire darf provozieren. Satire darf auch unbequem sein, weil sie nicht beruhigen, sondern zum Nachdenken anregen soll.

Wem das nicht gefällt, darf weiterklicken. Oder sich ein wenig aufregen. Auch Aufmerksamkeit ist schließlich eine Form der Anerkennung.

Urheberrecht

Eigene Texte, Grafiken, Logos und sonstige Inhalte auf SCHLAGSEITE.eu unterliegen dem Urheberrecht. Verlinken und Teilen ist ausdrücklich erlaubt. Kurze Zitate dürfen unter Beachtung des Zitatzwecks, des erforderlichen Umfangs und einer erkennbaren Quellenangabe verwendet werden.

Eine vollständige oder wesentliche Übernahme, Bearbeitung, kommerzielle Nutzung oder Veröffentlichung eigener Inhalte ohne vorherige Zustimmung ist nicht gestattet.

Rechte an verwendeten Zitaten, Screenshots, Bildern und sonstigen Inhalten Dritter verbleiben bei den jeweiligen Urhebern und Rechteinhabern. Solche Inhalte werden ausschließlich verwendet, soweit dies für Dokumentation, Berichterstattung, Analyse, Kritik, Kommentierung, Karikatur, Parodie oder Satire erforderlich und rechtlich zulässig ist.

Die Verwendung eines Screenshots oder fremden Werkteils ist nicht allein deshalb zulässig, weil eine Quelle genannt wird. Maßgeblich sind stets der konkrete Verwendungszweck, der notwendige Umfang und die Umstände des Einzelfalls.

Hinweis auf mögliche Rechtsverletzungen

Sollten trotz sorgfältiger Prüfung Rechte Dritter betroffen sein, bitte ich um einen sachlichen Hinweis per E-Mail an [email protected]. Berechtigte Beanstandungen werden geprüft und rechtswidrige Inhalte gegebenenfalls zeitnah korrigiert oder entfernt.

Hinweis zur Verwendung fremder Inhalte und Screenshots

Auf SCHLAGSEITE.eu können Ausschnitte aus Webseiten, Medienberichten, Beiträgen, Bildern oder anderen veröffentlichten Inhalten Dritter verwendet werden, wenn dies für Berichterstattung, Dokumentation, Analyse, Kritik, Kommentierung, Karikatur, Parodie oder Satire erforderlich und rechtlich zulässig ist.

Die Verwendung erfolgt nur in dem Umfang, der für den jeweiligen redaktionellen Zweck notwendig ist. Quellen und Rechteinhaber werden, soweit bekannt und sachlich möglich, erkennbar angegeben. Sämtliche Rechte an den verwendeten fremden Inhalten verbleiben bei den jeweiligen Urhebern und Rechteinhabern.

Eine Quellenangabe allein begründet keine freie Nutzung. Ob eine Verwendung insbesondere nach den §§ 51 oder 51a UrhG zulässig ist, richtet sich nach dem konkreten Zweck, dem verwendeten Umfang und den Umständen des Einzelfalls.

Sollten trotz sorgfältiger Prüfung Rechte Dritter betroffen sein, bitte ich um einen sachlichen Hinweis per E-Mail an [email protected]. Berechtigte Beanstandungen werden geprüft und rechtswidrige Inhalte gegebenenfalls zeitnah korrigiert oder entfernt.

🔗 Zur Quelle

[shariff]

„Wenn du dachtest, das war schon alles … haha, nein. Der Irrsinn hat Nachschub.“