Erdoğan’ın Yeni Osmanlıcılığı artık yalnızca retorikten ibaret değil. Ankara askeri kapasitesini genişletiyor, yeni ittifak yapıları oluşturuyor ve İsrail açısından doğrudan güvenlik bakımından önem taşıyan siyasi alanlara giriyor. Aynı zamanda Türk yönetimi Hamas’la yakın ilişkilerini sürdürüyor ve Kudüs’le karşı karşıya gelişini yıllardır tırmandırıyor. Erdoğan’ın güç iddiasının arkasında bugün gerçek siyasi, askeri, ekonomik ve ideolojik araçlar bulunuyor.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki yeni savunma paktı bu gelişmeyi özellikle görünür kılıyor. Ankara, Orta Doğu’da sıradan bir aktör olmak istemiyor. Erdoğan, Türkiye’yi belirleyici bir bölgesel güç hâline getirmek için çalışıyor.
İsrail açısından bu teorik bir mesele değil. İran zayıflatılırken ve Suriye ile bölgedeki eski güç yapıları çökerken Türkiye, ortaya çıkan alanları siyasi ve güvenlik açısından doldurmaya çalışıyor. Bu nedenle Kudüs’ün de kendisi için sağlam bir stratejik ortaklıklar, savunma anlaşmaları ve hedefli biçimde derinleştirilen güvenlik iş birlikleri ağı kurması yerinde olacaktır.

Passende X-Beiträge
Aus dem SCHLAGSEITE X-ArchivBir savunma paktı bölgesel güç dengesini değiştiriyor
7 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Mekke’de sözde Mecca Joint Defence Agreement anlaşmasını imzaladı. Anlaşmanın dikkat çekici bir özü var: Üç devletten birine yönelik silahlı saldırı, hepsine yönelik saldırı sayılacak.
Türk hükümeti ayrıca en üst düzeyde siyasi ve askeri koordinasyon mekanizmaları, kara, deniz ve hava kuvvetlerinin ortak tatbikatları ile savunma sanayilerinin daha derin iş birliğini duyurdu. İnsansız sistemler, elektronik harp ve yapay zekâ da kapsama alınacak. Türkiye’nin açıklamasına göre pakt diğer devletlere de açık; Ankara, Mısır’ı şimdiden olası bir aday olarak gösterdi.
Resmî olarak anlaşma belirli bir devlete karşı yöneltilmiş değil. Anlaşmanın doğrudan arka planında esas olarak İran ve müttefiklerinin bölgesel tehdidinin tırmanması yatıyor. Buna rağmen stratejik etkisi daha ileriye uzanıyor: Erdoğan, Türkiye’yi İslam dünyasının iki ağır sikletiyle daha sıkı bağlayan kurumsal bir çerçeve elde ediyor ve Ankara’ya ek siyasi ve askeri ağırlık kazandırıyor.
Bu bağlamda Pakistan boyutu küçümsenmemeli. Pakistan nükleer bir güçtür. Bununla birlikte bundan İslamabad’ın Türkiye’ye veya Suudi Arabistan’a otomatik olarak nükleer bir koruma şemsiyesi taahhüt ettiği sonucu kesinlikle çıkmaz. Böyle bir yükümlülük, üçlü anlaşmayla kanıtlanmış değil. Ancak NATO üyesi Türkiye’yi, küresel ve enerji politikası açısından önemli Körfez devleti Suudi Arabistan’ı ve nükleer silahlara sahip Pakistan’ı birbirine bağlayan ortak bir savunma çerçevesi, nükleer silahlar hakkında spekülasyona gerek kalmadan da bölgenin stratejik hesaplarını değiştiriyor.
Buna Türkiye’nin giderek büyüyen savunma sanayisi de ekleniyor. Haziran 2026 tarihli Reuters analizine göre Türk savunma ihracatı 2021’den bu yana üç kattan fazla arttı ve 2025’te yaklaşık on milyar dolara ulaştı. Türkiye ayrıca NATO içindeki en büyük ikinci silahlı kuvvete
sahip. Erdoğan, Ankara’nın giderek daha fazla bölgesel meselede göz ardı edilememesinin koşullarını oluşturuyor.
Hamas, Erdoğan’ın bölgesel güç oyununun bir parçası
Erdoğan’ın İsrail politikasını anlamak isteyen biri, Hamas’la ilişkisini göz ardı edemez. Erdoğan daha Ekim 2023’te kamuoyu önünde Hamas’ın terör örgütü olmadığını, bir kurtuluş hareketi olduğunu açıkladı. Ankara bu tutumundan vazgeçmedi.
Bağlantılar bugün de kurumsal düzeyde açıkça görülüyor. Daha 29 Temmuz 2026 tarihinde Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’da bir Halil el-Hayya başkanlığındaki Hamas heyetiyle, yani Hamas Siyasi Büro Başkanı ile görüştü. Türk Dışişleri Bakanlığı görüşmeyi bizzat yayımladı.
Türk topraklarındaki Hamas yapılanmalarına ilişkin bulgular ise daha da ağır basıyor. ABD Hazine Bakanlığı Kasım 2024’te, Amerikan makamlarının açıklamasına göre Türkiye’de yaşayan bazı Hamas yetkililerine yaptırım uyguladı. Bunlar arasında, ABD makamlarına göre örgüt için Türkiye’den Gazze’ye ve Yahudiye ve Samiriye’ye para aktaran üst düzey bir Hamas yetkilisi ile Türkiye’de yaşayan başka bir Hamas mali sorumlusu da bulunuyordu.
Kamuya açık kanıtlar, Türk yönetiminin Hamas’la yakın siyasi temaslarını ve ABD makamlarınca belgelenen, Türk topraklarındaki Hamas finansman yapılarını gösteriyor. Bunlar, Türk devletinin bu para akışlarını bizzat organize ettiğini otomatik olarak kanıtlamaz. Ancak çok açık biçimde şunu gösteriyor: Ankara, Hamas’a dışlanmış bir terörist düşman gibi davranmıyor.
Erdoğan Hamas’ı siyasi açıdan meşrulaştırıyor, liderlerine diplomatik erişim sağlıyor ve örgüte, İsrail, ABD ve Avrupa Birliği açısından ne ise o şekilde muamele etmeyi ısrarla reddediyor: bir terör örgütü. Aynı zamanda ABD’nin bulgularına göre önemli Hamas aktörleri Türkiye’den faaliyet gösterebildi.
Bu tutum, Erdoğan’ın diğer İsrail politikalarından yalıtılmış değil. Temmuz 2024’te kamuoyu önünde Türkiye’nin İsrail’e müdahale edebileceğini, daha önce Libya’da ve Dağlık Karabağ ihtilafında hareket ettiği gibi hareket edebileceğini açıkladı. Haziran 2026’da ise daha da ileri giderek Reuters’a göre İsrail’in Suriye ve Lübnan’daki operasyonlarının Türkiye’nin güvenliğini de tehdit eden
bir boyuta ulaştığını söyledi.Bu, ara sıra yaşanan diplomatik bir sürçme değil.
Erdoğan Hamas’ı siyasi açıdan güçlendiriyor, İsrail’i defalarca bölgesel bir güvenlik sorunu olarak nitelendiriyor ve bu söylemi büyüyen Türk güç iddiasıyla birleştiriyor.İsrail açısından söz konusu olan, 7 Ekim 2023’te Yahudilere yönelik Holokost’tan bu yana en ağır katliamı gerçekleştiren bir örgüttür. Büyük bir NATO devletinin cumhurbaşkanı bu terör örgütünü siyasi olarak savunuyor ve liderliğinin en üst düzey Türk hükümet makamlarına erişimi sürüyorsa,

Sembolik tasvir | Ankara’nın Hamas’a siyasi yakınlığı ve temsilcilerine sağlanan diplomatik erişim
Suriye, Türk gücünü İsrail’in güvenlik alanına yaklaştırıyorÇıkar çatışması Suriye’de özellikle belirginleşiyor. Esad rejiminin çöküşünün ardından Ankara, yeni Suriye düzeni üzerinde önemli bir nüfuz kazandı.
Türkiye bundan önce de yıllar boyunca Suriye muhalefetinin bazı kesimlerini desteklemiş ve ülkenin kuzeyinde askeri, siyasi ve ekonomik nüfuz imkânlarına sahip olmuştu.2025 baharında Reuters, Türk ekiplerinin, olası bir Türk-Suriye savunma anlaşması çerçevesinde Türk güçlerinin konuşlandırılıp konuşlandırılamayacağını değerlendirmek üzere T4 ve Palmira hava üsleri ile Hama Havalimanı’nı incelediğini bildirdi.
İsrail bu tesislerin birkaçına saldırdı ve askeri altyapılarını ağır biçimde hasara uğrattı.Dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, Ankara’yı Suriye’de bir „Türk himayesi“
kurmaya çalışmakla suçladı. Türkiye ise İsrail’le çatışma aramadığını açıkladı.Kudüs açısından mesele anlamsal inceliklerden ibaret değil. Suriye havaalanlarında kalıcı bir Türk askeri varlığı, İsrail’in kuzeydeki operasyonel özgürlüğünü ciddi biçimde karmaşıklaştırabilir.
Türk hava savunması, Türk uçakları veya kalıcı olarak konuşlandırılmış birlikler, güçlü bir hamisi olmayan zayıf bir Suriye devletinden tamamen farklı bir stratejik durum yaratır.İsrail, kuzey sınırını ve Suriye’deki silah transferleri, düşman milisler ve askeri altyapı karşısındaki hareket kapasitesini koruyabilmelidir.
Ankara Suriye’nin güvenlik yapılarını ne kadar güçlü biçimde şekillendirirse, Türk ve İsrail çıkarları orada o kadar doğrudan karşı karşıya gelir.Erdoğan’ın İsrail’in artık Türkiye’nin kendisini de tehlikeye attığı yönündeki iddiası bu karşıtlığı daha da keskinleştiriyor. Bu tür açıklamalar bir gösterinin kenarındaki aktivistten değil,
büyük bir orduya ve giderek büyüyen bölgesel erişime sahip bir NATO devletinin cumhurbaşkanından geliyor.
NATO çelişkisi: Ankara ittifaktan yararlanıyor ve İsrail’le iş birliğini engelliyorTam da burada Avrupa’daki tartışmalarda şaşırtıcı ölçüde az dikkat çeken bir çelişki ortaya çıkıyor. Türkiye tam teşekküllü bir NATO üyesidir ve bu nedenle ittifakın kolektif savunmasının koruması altındadır. Üye devletler, Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde 5. maddeyi bir kez daha açıkça teyit etti:
İttifak ortaklarından birine yapılan saldırı, hepsine yapılmış sayılır.Türkiye bu dayanışmadan yalnızca kâğıt üzerinde yararlanmıyor. Alman ordusu, Haziran 2026’nın ortasından bu yana yaklaşık 150 asker ve bir Patriot hava savunma sistemiyle Türk Malatya’sındaki entegre NATO hava savunmasına destek veriyor. Alman birliği burada Amerikan güçlerinin yerini aldı. Almanya böylece bir ittifak ortağının hava sahasını somut biçimde koruyor
, ancak bu ortağın hükümeti aynı anda İsrail’e karşı giderek daha çatışmacı bir politika izliyor.Öte yandan Ankara, NATO ile İsrail arasındaki iş birliğini engellemek için ittifak içindeki konumunu kullandı.Reuters 2024’te
, Türkiye’nin 7 Ekim’den bu yana NATO’nun İsrail’le çeşitli iş birliği biçimlerini engellediğini bildirdi. Erdoğan da kendisi, Filistin meselesine ilişkin kendi bakışına göre kalıcı bir çözüm elde edilene kadar Ankara’nın böyle bir iş birliğine onay vermeyeceğini açıkladı.Ankara böylece Batı ittifakının güvenlik garantilerinden ve askeri yapılarından yararlanırken, aynı zamanda bu ittifak içindeki siyasi nüfuzunu İsrail’le daha yakın iş birliğine karşı kullandı.
İsrail ise NATO üyesi değil ve karşılaştırılabilir bir dayanışma garantisine sahip değil.Kudüs açısından bu durum tabloyu daha da karmaşıklaştırıyor. İsrail’in en önemli ortaklarının çoğu, başta ABD ve bazı Avrupa devletleri olmak üzere, aynı zamanda Türkiye’yle antlaşmalarla bağlı. Bu nedenle Erdoğan, yalıtılmış düşman bir devletin lideri gibi muamele göremez.
O, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın güvenliği açısından merkezi öneme sahip bir ittifakın içinde yer alıyor.
Erdoğan’ın Yeni Osmanlıcılığı, eski sınır çizgilerinden çok nüfuz anlamına geliyorYeni Osmanlıcılık kavramı kolayca yanlış anlaşılıyor. Kimsenin Erdoğan’ın Osmanlı İmparatorluğu’nu aynı sınırlarla ve tahtta bir sultanla yeniden kurmayı planladığını ileri sürmesi gerekmiyor. Bu bir karikatür olur ve asıl sorundan uzaklaştırır.
Asıl belirleyici soru, Ankara’nın yüzyıllar boyunca Osmanlı etkisi altında kalmış bölgelerde yeniden siyasi, askeri, ekonomik, kültürel ve dini açıdan öncü bir rol üstlenmeye çalışıp çalışmadığıdır.
Bu sorunun yanıtı giderek daha açık hâle geliyor. Türkiye, Suriye’den Libya’ya ve Doğu Akdeniz’den Afrika Boynuzu’na ve Körfez bölgesine kadar hareket alanını genişletiyor. Buna güçlü biçimde büyüyen bir savunma sektörü, NATO içindeki kendinden emin tutum, yeni savunma yapıları ve Erdoğan’ın Filistin meselesi ile Kudüs’ün statüsü konusunda İslam dünyasının önde gelen sesi olma iddiası ekleniyor.
Güç siyaseti tanklar olmadan da işler
Erdoğan’ın nüfuz stratejisi yalnızca askerî üsler, insansız hava araçları ve savunma anlaşmalarıyla sınırlı değil. Türkiye yıllardır yumuşak güce büyük yatırımlar yapıyor. Önemli bir rolü devlet kalkınma ajansı TİKA üstleniyor; ajansın kendi verilerine göre 170’ten fazla ülkede faaliyet gösteriyor ve bugüne kadar 30.000’den fazla proje ve faaliyet gerçekleştirdi.
Bunlar arasında altyapı, eğitim, sağlık hizmetleri, kamu yönetimi, medya, kültürel iş birliği ve tarihî mekânların restorasyonu yer alıyor. TİKA, ortak tarihî ve kültürel değerlerin, özellikle Balkanlar, Orta Asya ve Kuzey Afrika’da korunmasını çalışmalarının bir parçası olarak tanımlıyor. Böylece kalkınma yardımları ve kültür politikası, aynı zamanda uzun vadeli Türk varlığının araçlarına dönüşüyor.
Buna dinî boyut da ekleniyor. Devletin din işleri kurumu ile bağlantılı Türkiye Diyanet Foundation çeşitli Müslüman devlet ve topluluklardan öğrenci ve ilahiyat öğrencileri için uluslararası eğitim programları yürütüyor. Vakfın kendi verilerine göre ayrıca 149 ülkede insani yardım çalışmaları gerçekleştiriyor.
Bu tür yapıların dış politika açısından etkisi açık: Ankara, seçkinler, din temsilcileri, kurumlar ve toplumlarla kalıcı bağlantılar kuruyor. Askerî güç hareket alanı yaratırken kültürel, ekonomik ve dinî ağlar Türk nüfuzunun uzun vadede yerleşmesini sağlayabilir.
Erdoğan özellikle Kudüs ve Filistin meselesinde bu nüfuzu, İslam dünyasındaki siyasi liderlik iddiasıyla birleştiriyor. Yeni Osmanlıcı güç siyaseti bu nedenle yalnızca askerlerden ve savaş gemilerinden oluşmuyor. Aynı zamanda din, tarih, kalkınma politikası ve kültürel bağlar
üzerinden işliyor.Erdoğan’ı eleştirel biçimde değerlendirmek için gizli bir Türk fetih planı üzerine spekülasyon yapmaya gerek yok. Kanıtlanabilir gelişmeler yeterince açık. Erdoğan devlet gücüne, askerî ağırlığa, dinî ve kültürel ağlara ve giderek genişleyen bir dış politika erişimine sahip. Hükûmeti Hamas’la ilişkilerini sürdürüyor ve İsrail’in güvenliği açısından doğrudan önem taşıyan devlet ve bölgelerde nüfuz arıyor.
Bu tarihî bir rol yapma oyunu değil. Bu, modern güç siyasetidir.
Doğu Akdeniz: Mesele aynı zamanda enerji ve deniz alanlarıTürk güç iddiası özellikle Doğu Akdeniz’de somut biçimde görülüyor. Yunanistan, Kıbrıs ve Türkiye yıllardır deniz sınırları, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölgeler ve enerji kaynaklarının kullanımı konusunda anlaşmazlık yaşıyor. Ankara, sözde “Mavi Vatan” doktrinini güvenlik ve dış politikasının merkezine
geniş kapsamlı denizcilik taleplerini yerleştiriyor. Türkiye geçmişte Kıbrıs’ın veya Yunanistan’ın kendi deniz yetki alanlarına dâhil saydığı sularda tartışmalı arama ve sondaj faaliyetleri de yürüttü. Burada zamanlama açısından doğruluk önemli: Avrupa Komisyonu’nun Türkiye raporuna göre Ankara, 2021’in başından bu yana Doğu Akdeniz’de izinsiz sondaj faaliyeti yürütmedi.
Ancak bu taleplerin temelindeki anlaşmazlık kesinlikle ortadan kalkmış değil. Haziran 2025’te Yunanistan, Atina’nın değerlendirmesine göre Yunanistan’ın yetki alanına giren bölgeleri talep eden bir Türk deniz alanları planını yeniden protesto etti. Ankara ise çok sayıda Yunan ve Kıbrıs Rum kesimi talebini aşırı buluyor. Dolayısıyla anlaşmazlık bugün sondaj gemilerinden ziyade rakip haritalar, hukuki pozisyonlar, askerî varlık ve uzun vadeli mekânsal planlama üzerinden yürütülüyor.
Bu anlaşmazlığın İsrail açısından ayrıca enerji politikası boyutu da var. İsrail ve Kıbrıs açıklarında önemli doğal gaz yatakları bulunuyor. İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs yıllardır Orta Doğu ile Avrupa arasında enerji ve altyapı bağlantıları üzerinde çalışıyor. Aralık 2025’teki üçlü zirvede diğerlerinin yanı sıra Asya ile Avrupa arasında elektrik bağlantıları, enerji altyapısı, ulaşım ve veri koridoru projelerini teyit ettiler.
İsrail’in Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığı bu nedenle yalnızca Erdoğan’a verilen bir tepki değil. Bu ortaklık, güvenlik çıkarlarını enerji, ticaret, altyapı ve Doğu Akdeniz’deki önemli bağlantıların stratejik denetimiyle birleştiriyor. Bu karışım, ekseni Kudüs açısından özellikle değerli kılıyor.

Bu durum Almanya ve Avrupa’yı neden ilgilendiriyor
Erdoğan’ın güç siyaseti yalnızca İsrail ve Orta Doğu’yu ilgilendiren uzak bir mesele değil. Yunanistan ve Kıbrıs, Avrupa Birliği üyesi devletlerdir. Deniz alanları, enerji altyapısı ve Doğu Akdeniz’deki Türk güç iddiaları üzerindeki anlaşmazlık, bu nedenle Avrupa’nın çıkarlarını doğrudan ilgilendiriyor.
Buna Avrupa’nın güvenli enerji ve ticaret yollarına bağımlılığı da ekleniyor. İsrail, Kıbrıs, Yunanistan ve Avrupa pazarı arasındaki bağlantılar uzun vadede enerji arzının ve altyapının çeşitlendirilmesine katkıda bulunabilir. Doğu Akdeniz’de nüfuz kazanan taraf, böylece Avrupa’nın enerji, ticaret ve güvenlik politikaları açısından önem taşıyan alanlar üzerinde de nüfuz kazanır.
Almanya açısından çelişki özellikle somut. Bundeswehr şu anda NATO çerçevesinde Patriot sistemleriyle Türkiye’nin ittifak topraklarını koruyor. Aynı zamanda Ankara, NATO’nun İsrail’le iş birliğini engelledi ve Hamas’la yakın siyasi ilişkiler sürdürüyor. Bu nedenle Berlin uzaktaki bir dış politika anlaşmazlığıyla karşı karşıya değil; Almanya’nın güvenlik çıkarlarını doğrudan ilgilendiren iki önemli ortak arasındaki gerilimlerle karşı karşıya.
Türk yumuşak gücü de Orta Doğu sınırlarında sona ermiyor. Dinî, kültürel, ekonomik ve toplumsal ağlar Avrupa’nın içine kadar uzanıyor. Erdoğan’ın bölgesel güç iddiasını anlamak isteyenler bu nedenle yalnızca Suriye’ye, Gazze’ye veya Akdeniz’e bakmamalı. Türk nüfuz stratejisi artık uzun süredir Avrupa boyutuna sahip.
İsrail seyretmekle yetinmiyor
Belirleyici karşı hamle şu: İsrail değişen düzene pasif biçimde tepki vermiyor.Kudüs NATO modelinde katı bir karşı ittifak kurmuyor. Bunun yerine İsrail, ortağa ve ortak çıkarların durumuna göre farklı stratejik iş birliği biçimleri geliştiriyor.
Yunanistan ve Kıbrıs: Güvenlik, enerji ve Akdeniz
Özellikle Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliği önem taşıyor. Aralık 2025’teki üçlü zirvede üç devlet, güvenlik, savunma ve askerî konulardaki iş birliğini daha da geliştirme konusunda açıkça anlaşmaya vardı.
Aynı zamanda enerji ve altyapı bağlantılarını daha da ilerletmeye karar verdiler. Buna şebekelerin planlanan elektrik bağlantısının yanı sıra bölgenin Hindistan, Orta Doğu ve Avrupa arasındaki koridor rolü de dâhil.
Bu jeopolitik açıdan neredeyse hiç tesadüf değil. Yunanistan ve Kıbrıs’ın Ankara’yla kendi ciddi anlaşmazlıkları bulunurken İsrail de Suriye ve Doğu Akdeniz’de Türk nüfuzuyla giderek daha fazla karşı karşıya geliyor. Burada romantik dostluklar değil, uzun vadeli ortak çıkarlar karşı karşıya geliyor. İşte bu nedenle bu ortaklık dayanıklı olabilir.
Hindistan: Küresel ağırlığa sahip stratejik ortaklık
Hindistan’la ilişkiler de son aylarda daha da derinleştirildi. Kasım 2025’te iki ülkenin savunma bakanlıklarından üst düzey çalışma grupları bir araya geldi. Şubat 2026’da ise savunma sanayileri arasındaki iş birliğini güçlendirmeye yönelik yeni bir anlaşma
yapıldı. İsrail Savunma Bakanlığı bu sırada stratejisinin önemli devletlerle stratejik ortaklıkları derinleştirmeyi amaçladığını açıkça belirtti.
Hindistan bu açıdan bölgesel bir küçük devletten farklı bir ölçeğe sahip. İsrail için Yeni Delhi’yle daha yakın ilişki, önemli siyasi, ekonomik ve teknolojik ağırlığa sahip yükselen bir büyük güce
erişim anlamına geliyor.
Somaliland: Kızıldeniz’de yeni bir ortaklıkSomaliland’la ilişki özellikle yeni. İsrail, 26 Aralık 2025’te Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıdı. Haziran 2026’da Somaliland cumhurbaşkanının İsrail’e ilk devlet ziyareti gerçekleşti.
Cumhurbaşkanı Isaac Herzog bu vesileyle ortak stratejik çıkarları açıkça vurguladı. İsrail ve Somaliland’ın her ikisi de radikal aşırılıkçılıkla karşı karşıyaydı, güvenlik ve istikrar peşindeydi ve deniz ulaşımının özgürlüğü konusunda ortak çıkara sahipti.
Coğrafya bu ortaklığı özellikle ilginç kılıyor. Somaliland, Yemen’in karşısında Aden Körfezi’nde ve dolayısıyla Hint Okyanusu ile Kızıldeniz arasındaki en önemli deniz yollarından birinin
hemen yakınında bulunuyor.Bunun henüz bir askerî ittifak olduğu söylenemez. Planlanan bir İsrail askerî üssüne ilişkin haberler Somaliland tarafından yalanlandı. Buna rağmen burada İsrail’in güvenliği, Husilerin tehdidi ve uluslararası deniz taşımacılığı açısından
büyük önem taşıyan bir bölgede yeni bir stratejik ilişki oluşuyor.
Azerbaycan: Yeni bir ittifak değil, ancak önemli bir dayanakAzerbaycan da bu tablonun bir parçası; ancak önemli bir sınırlamayla: Ortaklık yeni değil.
İsrail ve Azerbaycan zaten yıllardır yakın iş birliği yapıyor. Bakü’deki İsrail Büyükelçiliği, ilişkileri açıkça siyasi, ekonomik, enerji ile güvenlik ve savunma konularını kapsayan bir stratejik ortaklık olarak tanımlıyor.
Azerbaycan’ın İran sınırının hemen yanında bulunması bu ortaklığa ek stratejik önem kazandırıyor. Bakü aynı zamanda İsrail’in bugünkü güvenlik ağının dün ortaya çıkmadığını, daha eski ve sağlam ilişkilere dayanabildiğini gösteriyor.

Stratejik bağımlılık yerine ortaklıklar
Bu yeni ve derinleştirilmiş ilişkilerin üzerinde hâlâ iki eski sütun bulunuyor: Amerika Birleşik Devletleri’yle stratejik ortaklık ve İbrahim Anlaşmaları aracılığıyla birkaç Arap devletiyle kurulan ilişkiler.
Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn 2020’de İsrail’le ilişkilerini normalleştirdi; Fas aynı yıl bunu izledi. Bu ilişkiler, savaşın 7 Ekim’den bu yana önemli siyasi baskılar yaratmış olmasına rağmen bölgesel mimariyi kalıcı biçimde değiştirdi.
Suudi Arabistan şu ana kadar açıkça İbrahim Anlaşmaları’nın bir parçası değil. İsrail’le normalleşme yıllarca müzakere edildi ve stratejik önemini koruyor, ancak bugüne kadar hayata geçirilmiş değil. Washington, Mayıs 2026’da Suudi Arabistan ve diğer devletleri yeniden İbrahim Anlaşmaları’na katılmaya çağırdı. Aynı zamanda Riyad şimdi Ankara ve İslamabad’la birlikte yeni bir savunma yapısı kuruyor.
Bu, günümüz Orta Doğu’sunun artık ne kadar az ölçüde net kamplara ayrıldığını gösteriyor. Bir devlet Washington’la iş birliği yapabilir, İsrail’le ekonomik çıkarlar izleyebilir, Türkiye’yle ilişkilerini geliştirebilir ve aynı zamanda İran’la kendi bağlantılarını açık tutabilir. Suudi Arabistan bunun özellikle açık bir örneğidir.
İşte bu nedenle İsrail esnek kalmak zorunda. Güvenliğini, her ortağın her çatışmada otomatik olarak aynı siyasi kampa ait olduğu varsayımına dayandıramaz.
Stratejik ortaklıklar uzun vadeli siyasi, ekonomik, teknolojik ve güvenlik politikası bağlantıları oluşturur.
Savunma anlaşmaları, somut askerî ve güvenlik politikası iş birliğini kurumsallaştırır.
Derinlemesine hedeflenen güvenlik iş birlikleri, ortak tehditler ve çıkarlar konusunda, bunun otomatik olarak karşılıklı savunma yükümlülüğü içeren resmî bir askerî ittifaka dönüşmesi gerekmeksizin iş birliğine olanak tanır.
İsrail, İsrail NATO’su kurmuyor. Daha esnek bir şey inşa ediyor. Yunanistan ve Kıbrıs, İsrail’in Doğu Akdeniz’deki konumunu güçlendiriyor. Hindistan stratejik ufku Asya’ya genişletiyor. Somaliland, Afrika Boynuzu’nda ve Kızıldeniz’e erişim noktasında yeni bir ilişki imkânı sunuyor. Azerbaycan Kafkasya’da önemli bir ortak olmaya devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri merkezi stratejik müttefik olmaya devam ediyor, Abraham Anlaşmaları ise İsrail’e Arap dünyasında ilave bağlantılar sağlıyor.
Bu ağ, İsrail’in hareket alanını genişletiyor ve bölgesel rakiplerin Yahudi devletini siyasi, ekonomik veya stratejik açıdan tecrit etme girişimlerini zorlaştırıyor.
Erdoğan nüfuz alanları kuruyor, İsrail ortaklıklar inşa ediyor
Belirleyici karşıtlık burada yatıyor. Erdoğan, Türk gücünü Ankara’da toplamaya çalışıyor ve etkisini askerî varlık, siyasi bağımlılıklar, ekonomik iç içe geçme, din ve yeni ittifaklar aracılığıyla genişletiyor. Buna karşılık İsrail, çıkarları önemli alanlarda kendi çıkarlarıyla örtüşen devletlerden oluşan merkezi olmayan bir ağ izliyor.
Bu, kesinlikle şu anlama gelmez: İsrail’in her ortağı otomatik olarak Türkiye karşıtı olacaktır. Hindistan, Azerbaycan, Suudi Arabistan veya Körfez ülkeleri de Ankara ile kendi ilişkilerini sürdürüyor. Dış politika bir futbol puan tablosu gibi işlemez; her ne kadar siyasetçiler zaman zaman onu tam da öyle göstermeye şaşırtıcı ölçüde çaba harcasa da.
Ancak İsrail stratejisinin gücü tam da burada yatıyor: Bir ortağın, kritik alanlarda stratejik açıdan değerli olabilmesi için her konuda İsrail’in yanında durması gerekmez.
İsrail’in Kudüs’e dostluk adına iyilik yapan devletlere ihtiyacı yok. İsrail, kendi çıkarları doğrultusunda İsrail’le istikrarlı ilişkiler kurmak isteyen devletlere ihtiyaç duyuyor. Bu tür ilişkiler, siyasi baskılara genellikle sonsuz dostluk hakkındaki güzel açıklamalardan daha iyi dayanır.
Erdoğan, İsrail’in basitçe görmezden gelebileceği bir provokatör değil
Recep Tayyip Erdoğan’ı tehlikeli bir güç siyasetçisi olarak görüyorum. Bunun nedeni zaman zaman Osmanlı sembolizmine başvurması veya kendisini İslam dünyasının lideri olarak sunmaktan hoşlanması değil. Onu tehlikeli kılan, ideoloji ile gerçek gücü birleştirmesidir.
Karşımızda büyük bir orduya, hızla büyüyen bir savunma sanayisine, Suriye ve Libya’da önemli nüfuza, yeni bölgesel savunma yapılarına ve geniş kapsamlı siyasi, ekonomik ve dini bir ağa sahip bir NATO devleti var. Aynı zamanda bu ülkenin yönetimi Hamas’a siyasi destek veriyor ve İsrail’i giderek daha fazla bizzat tehdit olarak tanımlıyor.
İsrail’in, siyasi nüfuz geri döndürülemez stratejik yapılara dönüşene kadar bu gelişmeyi ciddiye almaması kötü bir tercih olur. Kudüs, Yunanistan, Kıbrıs, Hindistan, Azerbaycan, Somaliland, ABD ve diğer güvenilir devletlerle ilişkilerini kararlı biçimde geliştirmeye devam etmekle doğru yapıyor.
Güçlü ortaklar kişinin kendi gücünün yerini tutmaz. Ancak sağlam uluslararası iş birlikleri, giderek daha karmaşık hâle gelen jeopolitik satranç tahtasında İsrail’in daha fazla hareket imkânına sahip olmasını sağlıyor.
Ben sadece söylüyorum…
İran’ın zayıflaması otomatik olarak güvenlik sağlamaz
İsrail’in stratejik dikkati uzun süre haklı olarak İran’a ve Tahran tarafından desteklenen veya Tahran’la ittifak hâlindeki Hamas, Hizbullah, Husiler ve diğer silahlı gruplardan oluşan ağa odaklandı. Bu eksenin zayıflaması bölgeyi değiştiriyor. Ancak güç siyasetini ortadan kaldırmıyor.
Orta Doğu’da bir boşluk nadiren uzun süre boş kalır.
Erdoğan, bu alanın bir bölümünü Türkiye adına sahiplenmek için siyasi hedeflere, devlet araçlarına ve artık giderek uluslararası yapılara da sahip. Suudi Arabistan ve Pakistan’la yapılan yeni savunma paktı, tamamlanmış bir neo-Osmanlı büyük projesinin kanıtı değil. Ancak giderek daha belirgin hâle gelen bir tablonun bir başka önemli parçası.
Güçlü bir Türkiye’nin İsrail için kaçınılmaz olarak tehdit oluşturması gerekmez. Kudüs’le makul ilişkilere sahip bir Türkiye, hatta önemli bir bölgesel ortak olabilir. Sorunun adı Erdoğan ve ülkesine verdiği siyasi yön. Hamas’a yönelik tutumu, saldırgan İsrail söylemi, İslami temelli liderlik iddiası ve İsrail’in doğrudan stratejik çevresinde artan nüfuzu Türkiye’nin onun liderliğindeki gücünü, Kudüs’ün görmezden gelemeyeceği bir güvenlik sorununa dönüştürüyor.
ℹ️ Makaleye ilişkin olgusal temel ve birincil kaynaklar 📑
▶️ Reuters:
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan karşılıklı savunma sözü verdi
Mecca Joint Defence Agreement’ın imzalanmasına ve karşılıklı savunma maddesine ilişkin ayrıntılar.
▶️ Reuters:
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’la savunma paktı planlarını ortaya koyuyor
Siyasi ve askerî koordinasyon mekanizmaları, ortak tatbikatlar, savunma sanayisi ve nükleer silahlara sahip Pakistan’ın dâhil edilmesine ilişkin ayrıntılar.
▶️ Türkiye Dışişleri Bakanlığı:
Hakan Fidan’ın 29 Temmuz 2026’da Hamas heyetiyle görüşmesi
Hamas yönetimiyle Ankara’da gerçekleştirilen görüşmenin resmî Türkçe belgeleri.
▶️ ABD Hazine Bakanlığı:
Hazine, Hamas’ın önemli liderlerini ve finansörlerini hedef alıyor
Türkiye’de bulunan çeşitli Hamas yetkililerini ve finans aktörlerini, ayrıca örgütün mali yapılarını belgeliyor.
▶️ Reuters:
Erdoğan, Hamas’ın terör örgütü olmadığını söylüyor
Erdoğan’ın Hamas’ı sözde bir kurtuluş hareketi olarak alenen savunmasını belgeliyor.
▶️ Reuters:
Erdoğan, Filistinlilere yardım etmek için Türkiye’nin İsrail’e müdahale edebileceğini söylüyor
Erdoğan’ın Libya ve Dağlık Karabağ örneklerine benzer olası bir Türk müdahalesine ilişkin açıklamasını belgeliyor.
▶️ Reuters:
Erdoğan, İsrail’in Suriye ve Lübnan’a yönelik saldırılarının Türkiye’yi de tehdit ettiğini söylüyor
Erdoğan’ın İsrail’i Türk güvenliğine yönelik bir tehdit olarak sunmasını belgeliyor.
▶️ Reuters:
İsrail, Türkiye’nin incelediği Suriye üslerini vurdu
Türk ekipler tarafından incelenen Suriye’deki askerî tesislere ve İsrail’in Türk askerî varlığına ilişkin güvenlik endişelerine dair araştırma.
▶️ NATO:
Ankara Zirvesi Bildirisi
NATO’nun 2026 Zirvesi’ne ilişkin, 5. madde uyarınca kolektif savunmanın yeniden teyit edildiği resmî bildiri.
▶️ Almanya Federal Savunma Kuvvetleri:
Alman Patriot birliği Türkiye’de göreve hazır
Türkiye’de entegre NATO hava savunmasını desteklemek üzere yaklaşık 150 askerle yürütülen Alman Patriot misyonunu belgeliyor.
▶️ Reuters:
Türkiye, Gazze savaşı nedeniyle NATO-İsrail iş birliğini engelliyor
Türkiye’nin 2024’te NATO ile İsrail arasındaki çeşitli iş birliği biçimlerini engellemesini belgeliyor.
▶️ Reuters:
Batı yeniden silahlanırken ve ittifaklar değişirken Türkiye daha fazla savunma satışı hedefliyor
Hızla büyüyen Türk savunma sanayisine ilişkin güncel değerlendirme.
▶️ Avrupa Komisyonu:
Türkiye Raporu 2025
Doğu Akdeniz’deki Türk faaliyetleri ve anlaşmazlıklarına ilişkin güncel durum; ayrıca 2021’in başından bu yana izinsiz sondaj faaliyetlerinin gerçekleşmediğine dair not.
▶️ Reuters:
Türkiye, Akdeniz anlaşmazlığı görüşmeleri öncesinde geçmişteki deniz fetihlerini öne çıkarıyor
Türkiye’nin “Mavi Vatan” doktrinine ve bunun Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki deniz yetki iddiaları açısından önemine ilişkin değerlendirme.
▶️ Reuters:
Yunanistan, Türkiye’nin deniz yetki alanı planını protesto ediyor
Yunanistan ile Türkiye arasında deniz yetki alanları ve deniz bölgeleri konusundaki süregelen anlaşmazlığı belgeliyor.
▶️ TİKA:
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının uluslararası faaliyetleri
Türkiye’nin dünya çapındaki kalkınma, kültür ve altyapı angajmanının resmî sunumu.
▶️ Türkiye Diyanet Vakfı:
Uluslararası eğitim ve kültürel faaliyetler
Uluslararası dinî eğitim ve öğretim programlarına ilişkin resmî bilgiler.
▶️ İsrail Hükümeti:
İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs’ın 10. Üçlü Zirvesi
Güvenlik, savunma, askerî konular, enerji ve bölgesel altyapı alanlarında iş birliğinin derinleştirilmesine ilişkin ortak açıklama.
▶️ İsrail Savunma Bakanlığı:
İsrail ile Hindistan arasında stratejik savunma iş birliği
İsrail-Hindistan savunma ilişkilerinin ve stratejik ortaklığının derinleştirilmesini belgeliyor.
▶️ İsrail Dışişleri Bakanlığı:
Somaliland Cumhurbaşkanı’nın İsrail’e devlet ziyareti
Ortak stratejik çıkarlar, güvenlik, aşırıcılık ve serbest deniz taşımacılığına ilişkin resmî açıklamalar.
▶️ Azerbaycan’daki İsrail Büyükelçiliği:
İsrail ile Azerbaycan arasında stratejik ortaklık
Siyaset, enerji, güvenlik ve savunma dâhil olmak üzere çeşitli alanlardaki iş birliğinin resmî açıklaması.
▶️ ABD Dışişleri Bakanlığı:
Abraham Anlaşmaları Bildirisi
İsrail ile Arap devletleri arasındaki normalleşme anlaşmalarına ilişkin özgün belgeler ve genel bakış.
▶️ Reuters:
Trump, Abraham Anlaşmaları’nı herhangi bir İran anlaşmasına bağlıyor
ABD’nin, diğerlerinin yanı sıra Suudi Arabistan’ı İsrail’le normalleşmeye ikna etme çabalarındaki güncel durum.
▶️ Daily Wire:
Türkiye modern bir Osmanlı İmparatorluğu’nu geri getirmek için nasıl girişimde bulunuyor
Türkiye’nin neo-Osmanlı güç iddiasına ilişkin araştırmanın çıkış noktası. Makalenin temel olgusal iddiaları birincil kaynaklara ve diğer bağımsız kaynaklara dayanıyor.
🔎 Hata mı keşfettin, eleştiri veya ekleme mi var?
SCHLAGSEITE.eu, titiz araştırmayı ve şeffaf düzeltmeleri savunur. Maddi bir hata, belirsiz bir ifade veya çalışmayan bir bağlantı mı keşfettin? O hâlde bana bildir. Lütfen mümkünse doğrulanabilir bir kaynak belirt.






